fırt

     Hissediyorum. Pek fazla zamanım kalmamış gibi tenime değmeden hissediyorum. Zamanla alıp veremediğim yo, evet, ancak alıp da bir sonuca varamadığım kararları yan yana getirince zamanla birkaç sorunum varmış gibi bir sonuca varıyorum. Olsun. Sonuca varmak da başka bir yerden başlamak için belirli bir başlangıca teşvik ediyor. 

    İyi hissetmiyorum.

    Kırıcı olmamaya gayret etmeye gayret ediyorum. Üzmemeye özen göstermeye enerjim kaldığınca inat ediyorum. Bu zamana kadar kısmen de olsa başarmış gibi hissediyorum ama -mış ekinden uzaklaşmış cümlelerle devam etmek için çaba göstermiyorum. -yor ekinden çekinen birkaç cümle daha sarf etmek için...

       Ölümden döndüm. Dün gece. Yarın sabah olunca aynı cümleyi yine kuracağım. Ancak sırtımda hissettiğim acının gerçekliğiyle ölümden döndüğümü düşüneli birkaç yıl oldu. Her şey yavaş yavaş ilerleri bir an, hissettim. O gün ölümden döndüm. Düşerek ölümden döndüm. Ancak en yakını dün ya da bu gece. Düşünerek ölümden döndüm. Her gün galiba, düşmeyi düşünerek... Benden sonrakiler yaşamayı düşleyerek? 

    Kötü hissetmiyorum.

    En son iyi hissettiğim gün birkaç şey içtiğim günün gecesinde araba camından yolu izlediğim gündü. Her şeyin hızlıca yanımdan geçtiğini hayal ediyorum. Olduğun yerde duruyorsun ve etrafından he şeyin hızlıca geçtiğini, döndüğünü, dağıldığını düşünüyorsun? Sonra düşünmenin ağırlığıyla karşı karşıya kalıp aslında az önce düşünmeye başladığın şeyin ne kadar saçma olduğunu anlıyorsun. Sonra bunu anlamanın ne kadar küçük düşürücü olduğunu, bunun olmasının ne kadar hiçliğe ittiğini, hiçliğe itilmenin senle alakalı olduğunu kavrıyorsun.

    Kötü şeylerden bazen alıp almadığımı soruluyorum. Gözlerim bi boşluk bulup o boşlukta türlü canlandırmalarla senaryoları hayata geçiriyor. Senaryo yazmak işim değil, çizerek hissediyorum zaten. Gelecekle ilgili olmuyor bunlar. Geçmiş desen? beyin damarlarımı doldurup şakağıma baskı yaparak her sabah beni inleterek uyandıran çıban. Vazgeçemediğim, seçenekler dahilinde bile tutamadığım düşünsel şeyler her sabah beni balyozla uyandırıp üç beş tel daha beyazlatıyor. O çizdiğim senaryoları da daha fazla beyaz saç sakalla harmanlıyorum. Evet beyaz.

    Ölümden dönünce hayatın kucağına mı atlıyoruz? 18 sene önce ayağımdan yaralanmıştım. Hastanede ''dikiş atmayın çok acır'' diye ağlamıştım. Hatırlıyorum. Geçen gün aklıma geldi. Acısını hatırlamıyorum. Neden? Galiba çok daha az acımıştı. 18 sene bana bunu ispatladı. Yıllar önce ölümden dönmüştüm. Çok mu acımıştı? Evet ya da galiba hatırlamıyorum. Zamanla acısını hatırlamamayı öğrendim. Hep kötüsüne hazırlanmaktı galiba nedeni. Karamsar değilim. Sadece anımsarım. Çok iyi anımsarım hem de. Daha önce hissettiğim şeyleri hissetmek değil de o anı anımsarım. Yeterli açıklama bence. Dedim ya ölümden dönmüştüm. Dün gece. Çünkü daha gece olmadı.

    Bakkaldan ekmek çalıp sahibinden kaçan çocuk gibi. İkisi de aç kalmamak için koşturuyor. Kavga değil bu, uzlaşma. Vicdanla uzlaşma. Bazen de vicdanda uzaklaşma. 

    Geçen gün düşündüm. Vicdanından uzaklaşmak için kimden uzaklaşmak lazım? Canlılardan bağımsız mı vicdan? Cansızlardan? Hiç ölü görmedim. Düzenli olarak ölüm görüyorum. Ölüm görmektense düzenli olarak ölü hissetmeyi tercih ediyorum. Düzenli ölü değil, düzenli olarak uzanan bir zaman doğrusunda gibi. İp gibi. İp aşağı sarkıtılmış bir şekilde, dümdüz. 

    Karanlık dar sokaktan kaldırıma oturmayı terk edemedim bir türlü. Sırnaşan kedilere rağmen. Sırnaşmasınlar çünkü. Üzülüyorum. Oturdukları yerde sevmeyi tercih ederim. Koluma tırmanan, omuzlarıma çıkan, kucağıma fırlayan kedilerden uzak duruyorum. Yarın aynı yerde görmeme ihtimali o an sobeliyor beni çünkü. Bu gerçekle yüzleşemiyorum. Şimdi soracaksınız bana ''Her bokla yüzleştin de o kaldı?'' Doğru. Saygı duyuyorum.

    Yazmayı seviyorum ancak anlatmayı beceremiyorum. 

    Hissetmiyorum.

    ''Biraz sevin be'' diye azar işitiyorum bazen. Seviniyorum oysaki. O kadar zor ki bunu mimik ve jestlerle değil de dil ile belli etmek. Yutkunma alıyor beni. ''Güzel işte'' Biraz kırıcı olsa da karşımdakini bazen iyi hissettiriyor. Çok da iyi hissetmesin, fazla sıkıcı olur. Şimdi şöyle dönüp baktıkça bir fırt nefes için bu kadar şeye değer mi hiç anlamıyorum. İyilik, güzellik, mutluluk isteriz ancak nereden başlayacağına karar veremeyiz. Ben pek istemiyorum galiba. Bunları daha çetrefilli kelimelerle anlatıp anlatımı zorlaştırmaktan kaçınarak yazmak istemiştim ancak her seferinde yan yana gelen ve birbirine hançer vurarak deşen dikkat çekici kelimelerle sırf amacı bu olsun diye yazılan postmodern şiirlere benzer diye kaçındım. Hem ne hissettirir ki? Şakaktan kalbe giren ağrıya iyi gelmedikten sonra. 

    Parmak uçlarım yazmamı ve yazabilmemi engelliyor.

    Artık pek hissetmiyorum. Bazen sinirleniyorum ancak sinirlenmediğimi söylüyorum. Sadece kendime söylüyorum. İnsanlar çoğu zaman bunu kendi otorite alanlarına meze olarak kullanmaya çalışıyorlar. Gülüyorum. Bu bir refleks değil, tercih ediyorum bunu. En azından düşünerek öldüğüm güne kadar. Sahi değer miydi bir fırt nefes için?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kesin Viraj

Viraja Girerken Son Çıkıklar ve Kırıklar