Viraja Girerken Son Çıkıklar ve Kırıklar
Bitmek tükenmek bilmeyen husumetleri her yanıma sarmışken yeni yaşıma mahcubiyetle girmek... Sahiden her anın bir bilinmezi vardı hep kafamda. Yaşarken ya da yaşamaya çalışırken yılları tutamamanın verdiği hüzün ve telaş, içimi okşarken ağzımı kapatıyordu. Birkaç ifade bırakabileceğim bir zaman aradım fakat o kadar yolumu kaybettim ki neyi aradığımı unuttum. Ben unuturken taraf tutamıyorum oysaki tarafsızlık da benim kafamın içinde kendimle hesaplaşmamın dayandığı bir taraftı. Bükülmez, kırılmaz ve çatlamaz; zaman gibi. Günler, aylar ve haftalar geçerken yıllara karnı şişti her şeyin. Tutamadım. Ara sıra çıngırağına vurdum ''dur ulan dur'' dedim fakat kendimi dinletemedim. Müdahale edemediğimiz bu zaman her halükarda hızlı geçer. Uzatamadım, kısaltamadım, üzerine oynayamadım. Sadece azıcık sakin olmasını istedim. ''Geçiyorsun ama nelere sebep oluyorsun ulan baksana!'' demek istedim. Ama diyemedim. Dersem herkes gibi bana kızar sandım. Sonra barışmayı denedim ve ona güvendim. Güven için fazla erken ya da geç davrandım bilmiyorum ama tam zamanı değildi. Tam zamanını buduğum hiçbir şey yoktu zaten. Zamana da güvenmekle hata ettim. O ise bana elde çoğalttığı saçmalıkları misliyle uzattı. Bir his aramanın yanında beni ikna edebileceği bir şey aradım. Bulmak için ettiğim mücadele belki eksikti ama zamanı hiç yoktu. Güvenmekle koca bir aptallık ettim.
Bu benim yılım, evet. Kırıkların neticesi ise yanlış kaynama olmadı, kaynayamama oldu. Kırılak yerlerim hiç kaynamıyordu. Kırılan o iki uçlar tamamen birbirlerine yabancılaşıp aralarında asla iki kısmı birbirine kavuşturmayacak kan nehri oluşturuyordu. Hiçbir sır tutamadım o nehirde. Üzerine ne köprüler kurmayı denedim, anlatamam! Fakat olmadı. Çok kötü bir şekilde ders niteliğinde iyi olma çabasına cevap veriyorlardı. Aldığım cevaplar bende yeni sorulara gebe kalıyordu. ''Ne için?'' sorusunu o kadar sordum ki artık yeni sorular çıkmasın diye cevap aramaya korktum.
Hayatımın en zor senesiydi. ''Bu da olabiliyormuş!'' demeyi öğrendim. Uzaktan bakınca birkaç kelimeden ibaret gördüğüm bu tarifsizliği ağzımın içine sokup karaciğerime ulaştıran silahı tahmin edemiyordum. Tahmin etmekle edememek arasında incecik bir çizgi olduğunu da bu sene öğrendim. ''Peki şimdi ne olacak?'' demenin diğer bir şekli olan ''ne yani şimdi mi?'' sorusundan kaçamadım. Evvelin bir zaman savaşı olduğunu, çıkmazın da bir yaşam şekli olduğunu daha iyi öğrendim. Sahi ne içindi bu kadar muharebe? İki çizgi arasında neyi paylaşamıyorduk? Seneleri mi?
Payımıza düşenle yetinmek yerine mücadele etmenin buhranında birkaç yudum hissizlik tattım. Hislerimin bana birazcık koku bağışlamasını isterdim oysaki. Ayaklarına kapanmak isterdim. ''Lütfen ya lütfen azıcık koku!'' diye yalvarmak isterdim. Sonra aklıma gelirdi ki ben istedikçe bulunduğum bu topluluğa müdahale edecektim. İyiyi iyi olduğu için değil de hafif bir zaman kayması olarak yaşayan insanları düşündüm. Hiç adedim değildir ama insanları düşündüm. İşn elbet bir yanına yapışıp güzel güzel zaman geçirtmeye çalışan insanları. Nefret etmeyi öğrendim bu esnada kısa bir süre. Sonra nefretin mide bulantısıyla bir alakası olabilirliğini kafamda oynattım. Ben onu oynattıkça geçmişime doğru geriye saran bir filme dönüşmesine müdahale edemedim. Sanki ellerim sadece bir sigarayı tutmak için varlar diye hissettim. Ben bunları, kendimi şu iğrençliklerden korumak için kullanamayacaksam ne işime yararlardı? Evet bunu da düşündüm fakat fazla kurcalamamalıydım. O sırada diğer elimde kahve bardağı vardı çünkü. Bir şeyler iyi olsun diye elimi attığımda tokatı suratıma çarpan her şeyin kenarında bunları gündelik hayat için kullanıyordum.
Birkaç yıl önce yazdığım bir defteri buldum. Üzerinde eğik bir yazıyla üzerine bastıra bastıra ''Alacaklıyım!'' yazmışım. Tam da bugün. Artık öyle bir şey yok. Alacağım şeyleri çoktan verdim. Kırgın da değilim, kırığım. Bir gün istisnası olacağı acı gerçeği kabul etsem de ihtimallerle ilgilenmeyeceğim. Vedanın biz çözüm yolu olduğunu değil, bir başlangıç olduğunu kabulleneceğim. Sırar etmeyeceğim. Bir tutam tohum atıp okyanuslarda nefes almayı düşüneceğim. Var olduğum gerçeğiyle yüz yüze kalacağım. Hiç tanık olmadığım hisleri artık hissizliğimle boğacağım fakat bunun için yeni vakitler yaratmayacağım. Çünkü yaratmak, her şeyin nedeni insanoğluna ait.
Bu benim yılım, evet. Kırıkların neticesi ise yanlış kaynama olmadı, kaynayamama oldu. Kırılak yerlerim hiç kaynamıyordu. Kırılan o iki uçlar tamamen birbirlerine yabancılaşıp aralarında asla iki kısmı birbirine kavuşturmayacak kan nehri oluşturuyordu. Hiçbir sır tutamadım o nehirde. Üzerine ne köprüler kurmayı denedim, anlatamam! Fakat olmadı. Çok kötü bir şekilde ders niteliğinde iyi olma çabasına cevap veriyorlardı. Aldığım cevaplar bende yeni sorulara gebe kalıyordu. ''Ne için?'' sorusunu o kadar sordum ki artık yeni sorular çıkmasın diye cevap aramaya korktum.
Hayatımın en zor senesiydi. ''Bu da olabiliyormuş!'' demeyi öğrendim. Uzaktan bakınca birkaç kelimeden ibaret gördüğüm bu tarifsizliği ağzımın içine sokup karaciğerime ulaştıran silahı tahmin edemiyordum. Tahmin etmekle edememek arasında incecik bir çizgi olduğunu da bu sene öğrendim. ''Peki şimdi ne olacak?'' demenin diğer bir şekli olan ''ne yani şimdi mi?'' sorusundan kaçamadım. Evvelin bir zaman savaşı olduğunu, çıkmazın da bir yaşam şekli olduğunu daha iyi öğrendim. Sahi ne içindi bu kadar muharebe? İki çizgi arasında neyi paylaşamıyorduk? Seneleri mi?
Payımıza düşenle yetinmek yerine mücadele etmenin buhranında birkaç yudum hissizlik tattım. Hislerimin bana birazcık koku bağışlamasını isterdim oysaki. Ayaklarına kapanmak isterdim. ''Lütfen ya lütfen azıcık koku!'' diye yalvarmak isterdim. Sonra aklıma gelirdi ki ben istedikçe bulunduğum bu topluluğa müdahale edecektim. İyiyi iyi olduğu için değil de hafif bir zaman kayması olarak yaşayan insanları düşündüm. Hiç adedim değildir ama insanları düşündüm. İşn elbet bir yanına yapışıp güzel güzel zaman geçirtmeye çalışan insanları. Nefret etmeyi öğrendim bu esnada kısa bir süre. Sonra nefretin mide bulantısıyla bir alakası olabilirliğini kafamda oynattım. Ben onu oynattıkça geçmişime doğru geriye saran bir filme dönüşmesine müdahale edemedim. Sanki ellerim sadece bir sigarayı tutmak için varlar diye hissettim. Ben bunları, kendimi şu iğrençliklerden korumak için kullanamayacaksam ne işime yararlardı? Evet bunu da düşündüm fakat fazla kurcalamamalıydım. O sırada diğer elimde kahve bardağı vardı çünkü. Bir şeyler iyi olsun diye elimi attığımda tokatı suratıma çarpan her şeyin kenarında bunları gündelik hayat için kullanıyordum.
Birkaç yıl önce yazdığım bir defteri buldum. Üzerinde eğik bir yazıyla üzerine bastıra bastıra ''Alacaklıyım!'' yazmışım. Tam da bugün. Artık öyle bir şey yok. Alacağım şeyleri çoktan verdim. Kırgın da değilim, kırığım. Bir gün istisnası olacağı acı gerçeği kabul etsem de ihtimallerle ilgilenmeyeceğim. Vedanın biz çözüm yolu olduğunu değil, bir başlangıç olduğunu kabulleneceğim. Sırar etmeyeceğim. Bir tutam tohum atıp okyanuslarda nefes almayı düşüneceğim. Var olduğum gerçeğiyle yüz yüze kalacağım. Hiç tanık olmadığım hisleri artık hissizliğimle boğacağım fakat bunun için yeni vakitler yaratmayacağım. Çünkü yaratmak, her şeyin nedeni insanoğluna ait.
Yorumlar
Yorum Gönder